Duyurular





E-Bülten

Anket




Hava Durumu

Müzik Yayını

1908714 Ziyaretçi

SORUNLARA RAĞMEN İYİLEŞMEK..İLAÇ ALIP UYUŞARAK MI, YOKSA UYUŞMADAN MI?

Pek çok hastalığın organik bir temeli elbette vardır. Ama çoğu hastada ya başlatıcı, ya da şiddetlendirici bir etken olarak olumsuz duygular da işe karışmaktadır. Diğer bir deyişle, psikolojik faktörler, başka sebeplerle oluşmuş hastalıkların bile ağırlaşmasına, iyileşmenin gecikmesine ve hastalığın verdiği ağrının-ızdırabın katlanmasına sebep olmaktadır.

Zihin sağlığının önemi çok büyüktür. Sürekli olarak olumsuz duygulanım hali içinde,  kafasında artık maziye gömülmüş olması gereken kurgularla, gayya kuyusundan farksız bir geçmişin travmalarıyla ve her olup bitene en üst seviyede tepki gösterme alışkanlığıyla yaşamaya devam etmek insanı gerçekten çok yorar. Hayat gücünü tüketir.

Etrafta olup bitene karşı yorum ve tepkimizi ortaya koyan şey, sanılanın aksine, aklımız değil bilinçaltımızdır.Karşılaşılan olaylara nasıl bir yorum yapıp tepki vereceğini beyin önce bilinçaltına sorar. Bilinçaltı da bunu, hayatın doğal hipnozu içinde edindiği alışkanlıklarla yanıtlar. Mantık bunun aksini söylediği zamanlarda bile hemen hemen daima bilinçaltının dediği olur.

Olaylara verilecek tepki ve cevabı belirlerken, bilinçaltı, hakiki doğru veya yanlışın ne olduğuyla uğraşmaz, buna kafa yormaz. Onun görevi her şeyin kendi bildiği-alıştığı şablon içinde kalmasını sağlamaktır. Aslında bu bize gündelik hayatta sayısız fayda sağlar. Mesela bisiklete binmeyi, araba kullanmayı, merdivenden inmeyi bir kere öğrendikten sonra, gerekli işleri artık mantık ve ölçme faaliyetlerine hiç girmeden otomatik olarak yaparız. Bisiklete binmeyi öğrenirken denge sistemlerini yönetmeye çalışan yer akıldır. O sırada bilinçaltında ise hiç bilmediği bu şeye karşı korku hali devrededir. Ama alıştıktan sonra artık aklın denge hesaplarıyla uğraşmasına gerek kalmaz, korkmasına gerek olmadığını da bilerek bilinçaltı her şeyi otomatik olarak halleder ve bu işi akıldan çok daha iyi ve hızlı yapar. Bisikleti nasıl sürdüğümüzü hiç anlamayız bile.

Düşünce alışkanlıkları da böyledir. Otomatiğe bağlanmış bir tepki ve olayları yorumlama şekli, gündelik hayatta pek çok işin üstesinden hızla gelmemizi sağlar. Çok güzel değil mi? Evet... Peki her zaman mı? Hayır... Neden? Cevap: Ya yanlış bir alışkanlık edinilmişse???

Sorun saydığınız şey başka, sorunu algılama ve cevaplama biçiminiz ise çok daha başka şeylerdir. Sorunu başlatmış olan şeyler yani ev, iş ve çevre şartları, parasal sorunlar, insanlar arası ilişki sorunları hala mevcudiyetini koruyor olabilir.  Ama sizin bunları anlamlandırma ve bunlardan etkilenme alışkanlığınız doğrunun ta kendisi olmayabilir, tek seçenek olmayabilir ve işinize yarayacak daha başka bir alışkanlıkla değiştirilebilir. Tabii ki siz isterseniz..

Problem genellikle olayın kendisinden ziyade, onu algılama ve yorumlama alışkanlığındadır. Bu yanlış alışkanlıklar o kadar çoktur ki..

Unutmakta zorlanıyor olabilir insan..

Küçücük bir sorunlu noktaya dev aynasından bakıyor olabilir.

Hataları genelleştiriyor olabilir.

Artıları değil hep eksileri görmeye kilitlenmiş olabilir.

Sorunu ilk başlatan etken, genellikle hayatın akışı içindeki olağan pürüzlerden biridir. Ama ufak bir sorun bile, o pürüzü yorumlama biçimi ile katlanarak büyüyebilir.

Yolunuza çıkan taşı olağan karşılamak ve alıp kenara fırlatmak mümkündür. Üzerinden geçmek de.

Evet, bazen gerçekten çok büyük bir kaya da çıkabilir insanın yoluna. Ne kaldırıp atılabilir, ne üzerinden geçilebilir. Yeise kapılmamak, sükunetle yolunu değiştirmek de bazen bir yoldur.

Çünkü o çok büyük kayayı kaldırmaya çalışmak pek çok zaman boşuna bir gayrettir, bir hiç uğruna çok yıpranabilir insan..

O zaman; gücünün sınırlı olduğunu, değiştiremeyeceği şeylere karşı elinden gelenin bir yere kadar olduğunu kabullenebilmek, kendi kapasitesi ve kainatın işleyişiyle barışıp yolunu değiştirmek de çözümün ta kendisi olur,

Böyle şeylere karşı görmemeyi, duymamayı, umursamamayı ve unutmayı öğrenmek de...

Aklı yanımıza alıp amacımızı en mantıksal ve bilimsel argümanlara da dayasak, beyinde bilinçaltından sorumlu birimin odasına ulaşmak ve içeri girip karar mekanizmalarına etki edebilmek uyanıklık hali içindeyken çok zordur. Odaya girilmedikçe (Yani uyanıklık halinde), alışılana aykırı bir şeyin istendiği her durumda bu birim dışarıya otomatik olarak ret cevabı verir. Bu cevabın dış ölçülere göre doğru-yanlış, mantıklı-mantıksız, bilimsel-bilimdışı, sağlıklı-sağlıksız olduğuyla zerre kadar uğraşmaz. Onun doğrusu, kendi bilip alıştığı yoldur. Bilinçaltının hayatın doğal hipnozu içinde benimseyip de bırakmak istemediği şeyler o kadar çoktur ki; yaşama şekli, düşünme şekli, beslenme şekli, keyif alma veya almama şekli, sevme veya sevmeme şekli, korkma veya korkmama şekli, bardağın hep dolu veya boş tarafını görme şekli, paniğe kapılma şekli, sigara, alkol, vesaire vesaire...

İşte Tıbbi Hipnoz, bilinçaltını perdeleyen engelleri kaldırarak o odaya girmemizi, karar mekanizmalarına ulaşıp onu telkinlerimizi benimsemeye açık hale getirmeyi sağlar. Hayatın doğal hipnozu içinde edinilmiş yanlış bazı alışkanlıkları yine aynı yoldan doğrularıyla değiştirmeyi mümkün kılar.

Tıbbi Hipnoz isimli yazımı okumak için BURAYA tıklayınız.